Neden Film İzleriz?



Sinema ürünlerinin genelinin toplumun tüketmesi için yapıldıklarını söylemek mümkündür. Çağımızın Sanatı ve en büyük endüstrilerinden biri olan sinema, “hatırlamak” ve “anlatmak” gereksinimlerinin gerçekleştirildiği bir platform olarak tarih ya da geçmişle yakın bir bağ içindedir. Sinema çok boyutlu bir sanat alanıdır. Görsel işitsel yönleri mevcuttur. Sinema da moda, sinema müzik gibi etkileşim boyutlarından bahsetmek mümkündür. Bu anlamda bir filmi izleyen kişi tüm bu alanlara ilişkin öğeler görebilmektedir. Ayrıca, sinema içinde geliştiği toplumu ilgilendiren ve dönemin başlıca siyasal, ekonomik ve ideolojik kuvvetlerinin şekil vermiş olduğu meselelerin anlık bir portresi olarak nitelendirilebilir.

Filmlerde sürekli akan imajlar düşünmeyi imkânsız hale getirmektedir, her kare bir önceki kare tarafından belirlenir ve izleyiciye gerçekliği nasıl yorumlaması gerektiğine dair belli bir bakış açısını dayatır. Bunun ötesinde, bu durum, geleneksel dönemin insanın anlatılana kendisinin varması için bir boşluk bıraktığını, filmlerin ise tam da bu boşluğu bırakmadıkları için izleyicilerini eylemsel ve düşünsel açıdan pasifleştirdiklerini belirtmektedir: “çünkü o görüntüdür; imajın doluluğu düşünme bilincimi pasifize eder.

Filmlerin doğalarına ilişkin bir halde olan bir diğer önemli boyut ise filmlerin bir sosyalleşme sürecini de içlerinde barındırmalarıdır. Bu açıdan Hollywood filmleri sadece belli imajlar ve belli algı kalıplarını üretmekle kalmaz aynı zamanda yeni öznellik kalıpları ve özneler de yaratırlar. Bu filmlerin kitlelere cazip gelmesinin tek sebebi piyasaya sürdükleri imajlar değildir. Onlar daha temel olarak belli bir “anlatı-bilinç” düzeyinde izleyenlere modern birey olma yolunda bir kimlik edinme olanağını ‘görsel bilinçaltı’ sayesinde olanaklı kılar. Bu durum gündelik deneyim ve algılamalarını modern paradigma etrafında örgütleyen öznelerin ortaya çıkmasını sağlar. Peter Berger ve Thomas Luckman a göre, kimlik edinme insanın çevresiyle iletişime geçmesi ve bu iletişimin sonucunda da çevrenin bu kişileri etkilemesi sürecinin bir diğer adıdır, yani kimlik edinme sosyal bir çabadır. Sinemanın günümüzde kitleler tarafından seyredilme yaygınlığı dikkate alındığında14 sinemanın kimlik edinme sürecini sağlayan çok temel çevrelerden biri olduğu anlaşılabilir.


Sinema filmlerinin toplumdaki algı biçimini belirlemesi, sadece belli bir geleneği iletmesi veya yeniden üretmesiyle alakalı bir durum değildir. Belki de daha da çok kültürel yapı olarak genel işlevi insanlığın varoluşsal sorunlarına bir anlam vermesi veya Clifford Geertz’in tespitiyle belli bir semboller örgüsü aracılığıyla hem dünyayı anlamada bir anahtar temin etmesi hem de bu dünya içerisinde eylem için belli kodlar icbar etmesi ise, o halde genel olarak teknolojinin, özelde ise sinema filmlerinin işlevlerini yerine getirdiği tespitinde bulunulabilir. Nitekim modern zamanların kitleleri modernite ile ilgili rüyalarını ve kâbuslarını kitle-iletişim araçlarınca sağlanan imajlar ve anlatılarla yatıştırmaya çalışmaktadırlar. Film izlemek,  izleyicileri biran için gerçek  kainattan  alıp  başka   bir dünyaya  uzaklaştırmanın  en kolay  yoludur.  Bu nedenle insanlar ara sıra  biran olsun  gerçek  dünya  ile  bağlantılarını   kesebilmek   için  video  izlerler. 

  Her ne kadar film bakmak Büyük   bir tutku   olsa da  yaşayacağınız  haz  tamamen   filmin  seçkinliğiyle   ilgilidir. Sinema filmine gitmek bu çağın kültürünün ana ritüeline katılmaktır ve filmler bizim din ve teoloji ile ilgili eleştirel ve yapıcı duyularımızın işlevini yerine getirerek bizim için hayal eder veya düşünürler. Sinema, insan düşünce ve eylemlerinin, eğlenceden hakikat arayışına kadar tüm veçhelerini taşır. Boş zamanlarda kendimizi, dertlerimizi unutmak için bir eğlence aracına dönüştüğü durumlarda, sanal bir hayat gibidir, gidip gidip kendisine sığındığımız. Sinema, böyle zamanlarda hayatı unutturma işlevi görür. 

Hayatın kendisinin yerine, göz boyama ya da bir uyuşturucu olarak sahtesini, sinema salonuna oturduğumuz kısacık zaman diliminde gözümüzün önünde inşa eder. Sinema tarihinde özellikle ana akım sinemalar, sinemanın “unutturma” ve “sanallaştırma” özelliğini kullanır. Sinema seyircisi, koltuğa oturduğu an, kendisi için üretilmiş, bambaşka ve genellikle hakiki hayat ile ilgisi olmayan bir “sahteliğin” büyüsüne kapılır. Perdede görülen şeyler, insanın entelektüel, sanatsal veya hikmete dair üretiminin içinde olmak gibi bir kaygı taşımazlar. Hatırlamak ve hayatla bağı canlı tutmak gibi bir kaygının değil, sinema koltuğuna oturulduğu andan itibaren eğlendirme ya da duygulandırma amaçlarının çıktısıdır gördüklerimiz. 


Kısaca bir filme bireysel olarak bakıldığında, izleyiciye, dinleyiciye ulaşılmazı gösteren dinleten, bu belli imaj yüklenmiş medya tanrılarının görevleri; kitlelere gerçek yasamın güçlüğünü unutturmak, hayatı hazır düşlerle kolaylaştırmak, kaçış sağlamaktır. Filmler Samanlıkta iğne aramaktır; ama bu arayış, samanlıkta aradığımız iğnenin kesin olarak var olduğunu bildiğimiz için canlılığını hiç kaybetmez. Çünkü sinema insan gözünün göremeyeceği şekilde yaşamın devinimini kaydederek, bizi her türlü psikolojiden ve tüm temsili sistemlerin hiyerarşisinden kurtarır, İnsan hayata dair anlamını sorguladığın her şeyi sinemada da sorgular. iletişim endüstrisi yalnızca bireylerin gönüllerini hoş kılmayı, hoşça vakit geçirmelerini temini hedef almış, bunun ötesini bütünüyle bos veren bir çizgide hareket etmeyi genel kural olarak benimsemiş durumdadır.  Bazı filmleri, genellikle bir makale, bir gazete yazısı, bir televizyon programı gibi izlemek, “bilgi” açısında kimi faydaları olduğunu gözler önüne serecektir elbette. Mesela Hollywood’un propagandaları, ABD ve Batı’nın dünyaya nasıl baktığının ipuçlarını verirler bize. 

Avrupa’nın festivallerinde cirit atan filmlerse, özellikle o dönemlerde Avrupa’da hangi sanat ve düşünce “modalarının” olduğunu ifşa ederler. Film sanatı, bulunduğu kavşak noktasının özellikleri gereği, bir “hem”, “hem de” ve ne”, “ne de” sanatıdır. Yani ona nereden baktığımız onun ne olduğunu belirginleştirecek şeydir. Bu yüzden tür sinemaları çıkmış, bu yüzden film sanatını bir hakikat arayışının aracı olarak görenler olduğu gibi, onu bir cumartesi gecesi eğlencesi olarak görenler de olmuştur. Sinemayı bir sanat olarak görmeyenler, film sanatını fotoğrafçılığın düzlemine indirgeyerek, bu sanatın en belirgin kimi özelliklerini ihmal etmiş görünmektedirler. 

Sinema ve Felsefe

Film sanatının neden fotoğraf olmadığını, dahası, neden hiçbir sanat dalının erişemeyeceği bir potansiyele sahip olduğunu anlamamız, neden filmlere ihtiyacımız olduğunu gözler önüne serecektir. Bu yüzden kavşak noktasından başlamak gerekiyor. Bu kavşak noktası bir yanıyla insanlığın düşünce birikimini, bir yönüyle hikmet birikimini, diğer bir yönüyle sanat birikimini düğümlüyor. Kavşak noktasına gelen yolların her birisinin temel dönüşümlerini ve sorunlarını anlayabilmek, sinemanın hangi ortamda ortaya çıktığını anlamak için gereklidir. Sinemanın ortaya çıkış sebepleri, onu krizin sanatı yapmakla birlikte, krizden çıkışın sanatı olarak da taltif ediyor. “Felsefe öldü, yaşasın sinema” söyleminin dayanakları ancak felsefenin neden öldüğünün ve yerine gelecek olanın, felsefenin yapamadığı neyi yapabilme potansiyeli olduğunun tespitiyle ortaya konabilir. Sinemaya felsefe ile bakmak, olsa olsa, felsefenin yapamadığı/yapamayacağı nelerin film sanatıyla başarılabileceğinin tespit edilmesi olduğunda değerlidir.

 Hepimiz felsefe yapıyoruz bir şekilde zaten; hayatı düşünüş tarzımız da bir felsefe. İşte felsefe yapmak bu düşünüş tarzını görünür kılmak oluyor. Sen bu bardığı şöyle değil de böyle tutmayı düşünmeden yapıyorsun ama felsefeci onu neden öyle değil de böyle tutuğunu düşünüyor, açığa çıkarıyor bir şekilde. Ve işte bu filmlerdeki o bilinçlilik hali gibi oluyor. Kamerayı neden oraya değil de buraya koyuyorum. Genel olarak insanların film izleme nedenleri günlük sıkıntılardan uzaklaşmak dinlenmek ve toplumsal sorunları daha iyi anlamak diye tarif edebiliriz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

POPÜLER KÜLTÜR VE SİNEMA

“Televizyon: Öldüren Eğlence” Neil Postman

Geçmişle Gelecek Arasında Bir Semt ’’MERCAN’’